Ara

⌘+K ile aç

Anasayfa
→ Tüm Sayılar
2025
36. Sayı 35. Sayı 34. Sayı 33. Sayı 32. Sayı
2024
31. Sayı 30. Sayı 29. Sayı 28. Sayı 27. Sayı 26. Sayı
2023
25. Sayı 23. Sayı 22. Sayı 21. Sayı
2022
24. Sayı 20. Sayı 19. Sayı
RAF Online Sanat Köşesi Yazarlarımız İletişim
Diğer

Foto Hikâye

Fatma Zehra Kekeç · 20. Sayı · 2 dk okuma · 11
Sürekli bir şeylere yetişmek için koştururken zamanımın hangi yöne aktığını, nereye gittiğimi bilmiyor, düşüncelerin ağırlığı altında eziliyorum. Tam da böyle günlerde fotoğraf makinemi alıp sokağa atıyorum kendimi

Sürekli bir şeylere yetişmek için koştururken zamanımın hangi yöne aktığını, nereye gittiğimi bilmiyor, düşüncelerin ağırlığı altında eziliyorum. Tam da böyle günlerde fotoğraf makinemi alıp sokağa atıyorum kendimi. Rotam bazen kendiliğinden oluşuyor, bazen de kayboluşlarda buluyorum gideceğim yeri. Öğleden sonra 3 kasveti, ne yemek vakti, ne uyku, ne gün batımı, ne de eve ekmek götüren ayak sesleri.

Mecidiyeköy Antikacılar Çarşısı’nın önünde buluyorum kendimi. O tarifsiz koku, hayır sürüklemek değil, şefkatle elimden tutup içeri çekiyor beni. Ahşap çerçeveli cam vitrinler, köstekli saatler, billurlar, şamdanlar, sedef işlemeli koltuklar... O dönemlerde teknolojinin, olanakların yetersizliğine karşın ortaya çıkan sanat eserlerinin muazzamlığını düşünürken bir ses geliyor: "Gel bak burada iki ayaklı bir antika var, fotoğrafını çek!"

Elinde çay tepsisi, 47 numaralı dükkânı işaret ediyor abi. İçeri bakıyorum, gerçekten de giyimiyle, duruşuyla, antikalarla bütünleşmiş dükkân sahibi. İçeri davet ediyor, en nadide eserleri anlatıyor şevkle. İki de çay söylüyor bize. Zamanda akıyorum âdeta, kokudan bahsetmiyorum bile. Kasvet dağılıyor, kapılar birer birer kapanıyor, eh bana da müsaade.

Paylaş