Boynuma dolanan çılgın, itinalı yaygara.
Şimdilik, göz kapaklarıma oturan Tanrı’yla savaş içerisindeyiz.
Peygamber gecelerim, elimi bıraktı.
Çöl ağzı oldum, yağmur kusuverdim.
Yüzüme çocuk doğrulttum, yüzüme çocuk gömdüm.
Avuçlarımda biriken mika parçaları köpürür.
Şaşkın örümcek ağlarına takılan şehrin gözlerinde biriken neme, bastırılan korku.
Uzayıp giden yolların üzerindeki çürümüş bir yaşam kokusu.
Yalnızlığın alnından düşen fısıltılı kalabalık zelzelesi.
Kadavra ağzından çok içtim, kendimden arta kalanları.
Daha iyi anla, daha iyi tut şurada sırıtan muammayı.
Kalbim eğilebilir şu an kedi pençelerine, endişe tersinde çapa doluyken.
Geç kalınmış şiirleri buruşturarak diriltemedi coşkulu sözcükler.
Korktum, korkumu yem edemedim uzaklığa.
Ellerine asılmış, küpeşte yüksekliğinden düşen uykusuz ağlamalarından beslendim.
Avucumu okşadım, damla damla birikiyordu yok oluş mağaraları.
Güneşin küstahlığından olsa gerek, çoraklanmış durgunluklarım.
Kirli toz kavminin kırdığı çocuk sokakları, yontmaktaydı kurşunları.
Çıtkırılan ateşle oynamak, akut bir çırpınış biçimiydi; görüyordum.
Kemikleşen yorgunluğun üzerine damıtılmış darp harplerinden istifade, öfke yumrukları.
Hecelenmiş gecenin koynunda, doğurgan sancıları emdiren baştankaranın avurtlarında kan yağı!
