Ara

⌘+K ile aç

Anasayfa
→ Tüm Sayılar
2025
36. Sayı 35. Sayı 34. Sayı 33. Sayı 32. Sayı
2024
31. Sayı 30. Sayı 29. Sayı 28. Sayı 27. Sayı 26. Sayı
2023
25. Sayı 23. Sayı 22. Sayı 21. Sayı
2022
24. Sayı 20. Sayı 19. Sayı
RAF Online Sanat Köşesi Yazarlarımız İletişim
Filmsever

The Lighthouse

Mete Enes Uysal · 9. Sayı · 2 dk okuma · 9
The Lighthouse’u yeni izleme fırsatı buldum lâkin içinde bulduklarım benim için altında gizemden bir çukur olan örtü gibiydi. Yoğun koşuşturmalarımın içinde izlediğimde önce anlamsızca neler oluyor izlenimine bürünmüştüm. Ama fark ettim ki olanlar insanın kendi ruhâni benliğiyle birlikte psikososyal yaşamından da izler taşıyor

The Lighthouse’u yeni izleme fırsatı buldum lâkin içinde bulduklarım benim için altında gizemden bir çukur olan örtü gibiydi. Yoğun koşuşturmalarımın içinde izlediğimde önce anlamsızca neler oluyor izlenimine bürünmüştüm. Ama fark ettim ki olanlar insanın kendi ruhâni benliğiyle birlikte psikososyal yaşamından da izler taşıyor. İki gemicinin kendi içlerinde verdikleri sınavdan sıyrılmadan birbirleriyle erkeklik ve yaşlılık sınıfsallığı altında çatışmalar yaşadığını görüyoruz. Yönetmenimiz 1.19’a 1 lik çekimiyle o old school 16:9 çekime âdeta meydan okuyor. Neredeyse kare formatta izlediğimiz filmin siyah beyaz olması ve yanında retro havası insanda akıl almaz buhran ve ruhsal depreşme uyandırıyor. Kareye yakın olmasının bir sebebi de karakterlerimizin birbirlerinden kopmalarını engellemek ve bu derece yakın yaşayan 2 erkeğin homoseksüeliteyle birlikte olağan yaşam duygularından sıyrılarak kendilerini farklı kozalarda yetiştirmelerinin engellenmesi olduğunu anlıyoruz. Filmde bir mit var, bir inanış var. Bu inanış penis şeklinde olan deniz fenerinin zirvesinde yatıyor. Burası âdeta bir erkek teritorisi bir güç gösterisi ve yürek sancısı. Diğerleri tamam da yürek sancısı neden? Çünkü ulaşmanın zor olduğu bu kısma en yorgun ve isteksiz zamanlarında bile bir çocuk neşesiyle giden yaşlı karakterimizin bu tavırları genç karakterimizde acaba orada ne var sancılarını doğuruyor. Bu sancılar en çok kalpte hissedilir çünkü kalp mantalite dışında ritmini vücuda bu denli sirâyet ettirebilen yeknesâk organdır. Filmde gördüğümüz deniz kızı ve deniz kızıyla genç karakterimizin sevişmeleri en uç noktalarda bile erkek ruhunun bir kadına ihtiyaç duyduğunu , bir kadının şefkati altında yaşamanın ne denli bir ihtiyaç olduğuna bir gönderme. Genç denizcimizin beklediği gemi ise ruhsal sıkıntılarımızdan her defasında basit mutluluklarla kaçabilmek için plan defterindeki en yakın ‘mutluluk’ kompaktına duyduğumuz özlemi gösteriyor. Ama o gemi gelmiyor, iç sıkıntılar artıyor. Tam da bu sebepten değil mi insanı hiçbir olgunun doyuramaması ?

Paylaş