Ara

⌘+K ile aç

Anasayfa
→ Tüm Sayılar
2025
36. Sayı 35. Sayı 34. Sayı 33. Sayı 32. Sayı
2024
31. Sayı 30. Sayı 29. Sayı 28. Sayı 27. Sayı 26. Sayı
2023
25. Sayı 23. Sayı 22. Sayı 21. Sayı
2022
24. Sayı 20. Sayı 19. Sayı
RAF Online Sanat Köşesi Yazarlarımız İletişim
Denemeler

Varsayımsal Boşluk

A. Kübra Şamlı · 16. Sayı · 2 dk okuma · 8
Boştu, bomboştu. Zihninin olağanca doluluğuna rağmen ruhu bomboştu. Sahi zihin neydi, ruh neydi? Bilmiyordu. Tezatları biliyordu. İnsan denen varlığın içinde ne kadar çok tezat barındırdığını biliyordu. Bir neden arıyordu. İçinde bilmediği bir yerlerde hissettiği bu boşluğun varlığına dair bir neden

Boştu, bomboştu. Zihninin olağanca doluluğuna rağmen ruhu bomboştu. Sahi zihin neydi, ruh neydi? Bilmiyordu. Tezatları biliyordu. İnsan denen varlığın içinde ne kadar çok tezat barındırdığını biliyordu. Bir neden arıyordu. İçinde bilmediği bir yerlerde hissettiği bu boşluğun varlığına dair bir neden… Bulamıyordu. Her şeyin bir nedeni olmak zorunda mıydı? Bilmiyordu. Hâlbuki kendisi her zaman “Her şeyin nedeni olmak zorunda değil, bazı şeyler sadece vardır.” demez miydi? Şimdi neden bir neden arıyordu? İşte insanın tezatı derken bundan bahsediyordu. İnsan gerçekten bir şeyler biliyor muydu? Yoksa bu hayata ruhu, zihni ve benliği bütün bir şekilde devam edebilmek için biliyor gibi yapmayı mı öğrenmişti? Bilmiyordu. Belki insan varsayımların toplamından başka bir şey değildi. Belki de bunların hiçbir önemi yoktu aslında. Bunları düşünmek onu cevaba götürmüyordu çünkü, sadece soruları arttırıyordu. Sorular hep artıyordu zaten, hiçbir zaman azalmıyordu. Birini cevaplasa başkası onun yerine geçiyordu ve sorular hiç bitmiyordu. Belki insan varsayımlara bitmeyen sorulardan kurtulmak için sarılıyordu. Belki de bunların da hiçbir önemi yoktu aslında, çünkü o boşluk olduğu gibi yerinde duruyordu ve neyle dolduracağını bilmiyordu. Belki boşluğu doldurmak diye bir şey de yoktu, onu da bilmiyordu. Sadece bir boşluk varsa dolması gerektiğini varsayıyordu. Galiba gerçekten insan sadece varsayabiliyordu. Bunları düşünmek istemiyordu, sadece içindeki o boşluk dolsun istiyordu. Çünkü hep orada duran ve hiç beklemediği anlarda ansızın kendini hatırlatan o boşluk, bir kara delik olup her şeyi içine çekiyordu. Zamanın akışını ve uzayın algılanışını bozuyordu. Yine zaman, akış, uzay, algı gibi aslında ne olduğunu bilmediği ve bildiğini varsaydığı bir sürü kavram kullanmıştı derdini anlatabilmek için. Bir de tabii zaman akışının ve uzay algısının bir normali olduğunu varsaymıştı. Bunlar da üzerine düşünülesi şeylerdi ama artık bunların da üzerine düşünebilecek gücü kalmamıştı. Sadece boşluk kalmıştı. Bir türlü doldurulamayan, neyle doldurulacağı bulunamayan, varsayımsal bir boşluk.

Paylaş