Ara
⌘+K ile aç
Askıya asılmış bir tuvalde; güneş çamaşırlanır, grinin gecesi, gökyüzünde prensi ağırladığında
Alıyor ayaklarımı bu mevsim, sen nerdeyden oraya götürüyor, şehrin direklerinde göçten kalan bir gökyüzü
Bir şafak vaktiydi, haftalardır kafamda yankılanan zincir sesleri, yerini havan toplarına bırakmıştı
güller soldu, çatılar çöktü, sokaklar çıkmaza girdi, kelebekler battı ölümün kozasına, artık cennet yok
Dünde kaldı bir yanım, fırlattım eşi benzeri olmayan eşlik eden notaların, ruhumun uçurum kenarındaki manzarasının sesine
Gözler bir hayat ağacı, bahçesinde güller, ıhlamurlar olan küçük bir ev, yeşilin her tonunu sevdiren
Meyhânemize buyurun, cândan yanak verelim susayan her gönüle dilden ırmak verelim
Teşhis edemiyorum içimde yanan şehirde ölen acıyı bilmiyorum bu kez diri diri yakarak hangi acıyı öldürdüğümü
Hatıralarıma rastladığımda başörtünün altında bir tebessüm vermiştin bana