"Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine..." diyor ve devamında ekliyor Edip Cansever:
"Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir."
Büyükçe bir alandayım gecenin bir vakti, saatin kaç olduğunu da bilmiyorum, nerede olduğumu da. Kulağımı kaplayan, uğultulu, koca bir karmaşık gürültü var. Neyin gürültüsü bu emin olamıyorum. Bağırarak koşuşturan bir sürü insan duyuyorum; onlar kimdir, kimlerdendir bilmiyorum. Yerler ıslak üşüyorum, ne gözümü açabiliyorum ne de düşünebiliyorum. Kalbim olağanca kuvvetiyle çarpıyor, sanırım olduğum bu yere saplanıp kaldım. Biri alıp götürse bile beni buradan, düşüncem burada, aklım, varlığım burada. Kolumdan tutup beni yavaşça ittiren birilerinin varlığını hissediyorum, kim olduklarını bilmeden kendimi teslimiyet duygusunun o hafifliğiyle rahat bırakıyorum. Burada herkes aynı şeyleri mi yaşıyor, herkesin aklında aynı düşünce mi var? Sanıyorum ki en azından birileriyle beraber aynı durumu paylaşıyorum. İnsan yaşadığı yere benziyor, doğru. Ama en çok da yaşadığı yeri kendisine benzetiyor. Gece vaktinin bu gürültüsünü gündüz vaktinin koşuşturmalı zamanından ayırmak imkansız çünkü.
Gece vaktinin bu karanlığından geçmeden ise aydınlığa ulaşmak imkansız. Güneşin ilk ışıklarını da en kuvvetli ışıklarını da, ışıksız ve belki de karmaşık bir gecenin sabırla tutulmuş nöbetinin ardından gelen sabah vakti görebiliyoruz. Zor bir zamandan geçerek varıyoruz düzlüklere, vardığımız düzlüğün kolaylığını da sabah aydınlığının coşkusunu da zor geçen zamandan ve geceye dolmuş endişeden dolayı bu kadar iyi anlıyoruz. En azından anlamamız gerektiğini anlıyoruz. O gece ne kadar sancılıysa o kadar kuvvetlendiriyor içimizdeki o bekleyişin kıvılcımını çünkü sonsuza kadar karanlıkta kalmamak için umudumuzun yayılarak çoğalttığı o ateşe ihtiyacımız oluyor. Bundandır ki kalabalıkların daha hırslı olması, kalabalıklarda yaşadığımız o çocuksu cesur coşkunun kaynağı.
"Gülemiyorsun ya gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir." diye söylendiğinde birtakım sorular geliyor akla: Bir halk neden gülemesin? Neden halk gülünemeyecek bir durumda bulsun kendini? Biz bu gece vaktini neden yaşıyoruz? Neden umudumuzu diri, düşüncemizi parlak tutmak için bir çaba harcayacak durumda bulalım kendimizi? Önceden bu karanlık derin kuyuya düşmeseydik, bu çabayı yaşamak zorunda kalmasaydık ve sevincimizi de coşkumuzu da sabahın ışığında yaşasaydık her şey çok daha iyi olmaz mıydı? Gerçekten sabaha ulaşmak için geceye katlanmak zorunda mıydık?
Bizi geceye sürükleyen sebepler birçok şekilde karşımıza gelebilirdi; bunu biz kendi elimizle istemeden yaratmış olabiliriz, kendi elimizle bile isteye yaratıp sonrasında bundan pişmanlık duymuş olabiliriz, buna birileri tarafından istemeden sürüklenmiş olabiliriz, birileri tarafından kandırılıp aslında iyiye doğru gittiğimizi düşünerek bir güven duygusu hissetmiş fakat sonrasında gelinen hale bakıldığında kocaman bir hayal kırıklığı ile yüzleşmemiz gerektiğini fark edebiliriz, zamanında olaylara karşı çıkmış da olabiliriz veyahut desteklemiş de olabiliriz, bir şeye duyulan hayranlığın bizi kör etmesine müsaade etmiş olabiliriz, hayran olduğumuz şeye bizi bu noktaya getirecek kadar hürmet etmiş olabiliriz. Bunların hiçbiri fark etmeksizin kötü durumda olduğunu anlayan ve bundan rahatsızlık duyan kişiler şu anda aynı noktadalar. Hala iyi vakitte olduklarını zannedenlerle veya bunun olduğuna dair bir inanç yaymak isteyenlerle ise de çok farklı noktalarda.
Umudun kıvılcımını ateşe dönüştüren de bu birbirinden farklı noktada olanların mücadelesiydi aslında. Bu gürültünün, bu hırsın kaynağıydı bu mücadele. Üstümdeki bu yorgunluk, bu savaşmışlık hissi, duyduğum uğultulu ses buydu. Fikrim ve görüşlerim için yaptığım bu mücadele, bu kalabalıklar içerisinde bir yerde bir şekilde bir aidiyet kazandı. Kalabalıklarda tanıdı insanlar birbirlerini, hissettiklerini, ortak paylaştığı şeyleri. Halkın hepsi gülerse mi güler insan, bilmiyorum ama aynı noktada olanların gülmesi ona bir huzur veriyor şüphesiz ki. Çünkü başkasının umudundan da mücadelesinden de rahatsız olmuyor, aksine onu destekliyor böyle olunca. Bu da onu aydınlığa ulaştırıyor, er ya da geç ama mutlaka… Korkmadan, sesini çıkarmaya usanmadan, kendisi ulaşamasa bile ileride birilerinin ulaşacağı umuduyla… Halkın gülmesi, gülmesiyle ışık saçması dileğiyle...
