Takvimler Eylül’e dönüverdi usulca. Bir eşikten atladık. Yazın telaşlı günlerinden, güneşin kavurucu sıcaklığından, gürültülü neşesinden yavaşça sıyrılıp sonbaharın serin, dingin kucağına geçiverdik. Rüzgârın yön değiştirdiği, günlerin kısaldığı, yaprakların önce sarıya sonra kırmızıya döndüğü şu günlerde, insana hem hüzün hem umut taşıyan Eylül, yeni başlangıçlara yazılan bir şarkı fısıldıyor adeta.
Her yeni mevsimle ruhumuzda aralanan kapıların birinden geçiyoruz. Yaprakların sararıp düşüşündeki vedaya, toprağa karışan tohumlardaki yeniden doğuşa şahitlik ediyoruz. Bu ikili dilde, daima dönüşen hayatı ve düzeni hatırlıyoruz. Umut da işte tam burada yeşeriyor: biten her şeyin ardından başlayacak olanı beklemenin sabrı ve heyecanında.
Okulların kapılarının aralandığı, şehirlerin ritminin yeniden hızlandığı, masaların başında yeni defterlerin açıldığı bu günler; aslında sessiz bir “yeni yıl”a benziyor. Yazın dağınık neşesi yerini köklü kararların vakur dinginliğine bırakırken. İnsan, kalbinin derinliklerinde ertelediği niyetleri bu mevsimin serin rüzgârıyla gün yüzüne çıkarıyor.
Biz de bu sayımızda tazelenmenin ve yenilenmenin izini sürdük. Umudun nasıl yeniden doğduğunu, başlangıçların insana nasıl cesaret verdiğini, kendini kurmanın edebiyatla nasıl mümkün olduğunu aradık. Çünkü in- anıyoruz ki, her bitiş bir başka hikâyenin kapısını aralar; her düşen yaprak yeni bir filiz için topraktır.
Ve belki de en önemlisi, bu dönüşümlerin bize fısıldadığı hakikattir: hayat daima yeniden başlar. Her adımda, her cümlede, her mevsimde…
