İnsan dardayken anlıyor en yakınının aslında en ırakta bir köşede yabancı gibi oturduğunu. Gönlün gönülü bulamadığı her yer zifir. Karanlıkta dolaşıyoruz çoğu zaman. Ellerimiz boşlukta geziniyor. Tutunacak kuru da olsa bir dal başımızı sokacak küçük de olsa bir sığınak arıyoruz. Sığındığımız hane kapısını ne zaman aralasak hep bir uçurumda buluyoruz kendimizi. “Yabancıların en yakınıydın sen” diyen sessiz çığlıklarımızın yankıların- da kayboluyor sözde sevdiklerimiz. Uçurumlarla donanmış, uçurumlara açılmış insanla insanın arası. İçi boş sözlerin, haddi zatından fazla darası. Görünmez mesafelerde kaybolup gidiyoruz, uyuyup uyandığımız ve nihayet uyuyup uyanamadığımız bu rüyada. Ne gerek var değil mi kıldan ince kılıçtan keskin sözlere. Heyhat bunu ne halle anlatabilirsin ne de ahvalle. Ferhat olursun da tozunu dert eder yakınacak olan Şirin.
Kibir...
Bu illettir insanı içten içe kemirip çürüten. Kibir kuşananın zahirinde güçlü bir çınar görürsün de bâtınını bir yel gelir alır, tozunu dağlara savurur, koca koca dağları yarattığımız zihnimizde ve zerreden ibaret old- uğumuz arzda sağa sola uçuşur. İnsan ilişkilerinin en zehirleyici sarmaşığıdır. Sıkar boğar tek tek etrafını, tek başınalığa müptela eder sahibini de yalnız kalınca anlar zehrini. Tevazu öyle değildir. İnsanın en güzel ziynetidir tevazu. Durudur ve nahif...
Münzevi...
Durgunluğa ihtiyacımız var nihayet duruluğa. Kendimizi hesaba çektiğimiz, kendimizle mütemadiyen hesap- laştığımız münzevi bir dünyaya. İçe kapanık değil içe dönük bir hayat. Hakikat zahir değildir bazen. En çetin fırtınaları da içinde kopar insanın. “Girebilsen şu sinemde neler var” dediği yerde buluruz hakikati. Susuyor olmam acı çekmediğim anlamına gelmiyor demişti Tarık Tufan. Sesleri duyulmasın diye ses telleri kesilen acımasız fare deneylerinden bahsettikten sonra. O gün anlamıştım insan en fazla susarak feryat edermiş. İnsan sureti görür de çoğu zaman haberi olmaz manadan.
Kaygı...
Kaygıdır bütün lezzeti acılaştıran. Ne diyor şair; “Olduğun yeri doldur, olmayanı yok say, hayat olmayana ağıt yakacak kadar uzun değil.” Hayat kısa uçan kuşlar da dönmüyor artık. O yüzden geleceği karanlıkla boğmayalım. Hepi topu kaç günümüz kaldı şu dünyada…

